atlastan cepkenli yiğit mecmua


Dünyada kalan şeyler; malayani…

Yazı kategorisi: Potansiyel Enerji, İş-Güç-Momentum yazan: mecmua tarih: Aralık 21, 2005

Canım kaarim bugün sana öğlen ne yediğimi anlatayım dedim.

Şimdi bak, biz bugün M* abiyle, -yav böyle yazmak çok gıcık, Yıldız diyorum kısaca abinin adına-, öğlen yemeğine biraz geç kaldık. Üst yönetime, sağa sola mail yazacaktı işte. Beni de bekletti. Etrafımızdakiler yemeğe çıktı ama biz bekliyoruz. Ben akıp giden cümlelere bakıyorum gözlerim kapalı.

Sonra yemekteki birini aradı Yıldız. Yemekte bulgur pilavı ve türlü gibi o an için hiç canımızın arzulamadığı bir kombinasyon olduğunu öğrenince birbirimize “hadi sana yemek ısmarlayım” bakışı attık. Doğrucana aşağı indik, arabayla uçtuk şehre.

Şehir dediğimiz deniz kenarında bir yer. Sivastopol, İskenderun gibi bir şey.

Sonra şehrin göbeğindeki Mado’yu gözümüze kestirdik. Öncesinde aklımızdan Bafra Pidecisi geçmedi değil. Ama ne yaparsın şimdi o kadar ekmeği yiyip. Olmaz, hele hele öğleden sonra iş güç varsa hiç olmaz.

Girdik Mado’ya efendim, paltoları park ettik. Boş masalardan en güneş alanını ve gözümün içine güneş vurduranını seçtik. Tabi en sallananı olmalıydı, böyle kolumu koyunca bana doğru gelmeli, bırakınca Yıldız’a doğru gitmeliydi. Fincanlar filan şıngırdamalıydı. Böyle ahenkli bir düzen içerisinde oturup boğazlar meselesini çözüp önümüzdeki meselelere bakmalıydık.

Fersudeleşmiş bir “mönü” kitabı geldi önümüze. Börekler sayfasına konumlandım hemen. Su böreği ve köy böreği adında iki börek türüne yer verilmiş. Yıldız dedi ki su böreği manyak. Tamamdır abi dedim, börek olsun da su böreği olsun. Sızıyı gideren su demişler zaten, suyun sızladığını kimseler bilmezken.

Bir de şekersiz, “çok çok” açık (bunu özellikle belirtme gereği duyuyorum) çay söyledim ki fincanda tadından içilmez. Günümüzde “çok çok açık” lafını anlayabilen müessese bulmak zor zanaat; ayrı bir tartışma bahsi.

Efendim, önümüze baklava kıvamında su börekleri geldi. Ağzınızı sulandırmak gibi olmasın, mükemmel. Bir de ısıtmışlar ki içinden peynir silsilesi inkişaf ediyor. Böyle ağızda erimesinden tutun, çay ile vardığı mutabakata kadar enfes, leziz, şahane bir olay.

Boş tabak manzaraları gerisinde karnımız doygun insanlar olduk efendim, Allah’a hamd olsun. Ne az yedik ne de çok. Kararında. Sünnet olandan.

Efendim tabi bir yandan da meseleler akıp geçiyor. Diyorum ki ben, müslümanlar bu kadar mahalleye, sokağa, köye ayrılmışken, bu kadar zenginlik varken, bu kadar tat varken, bunun güzelliğini idrak etmek yerine neden bu farklılıkları mesele yapıp birbirlerine çatarlar diyorum. Elbette münferit olaylardır bunlar baktığınızda. Ama böyle bir vakıa olduğu da kabul edilmelidir diyorum. Şimdi mesela Said-i Nursi talebeleri kendi aralarında da bir çok kola ayrılmışlar. Risale-i Nur merkezli bir yapılanma var konsept olarak ama talebeler, birbirlerini Risale’ye bağlılıkla, merkeze olan dik uzaklıkla sınayabiliyorlar. Diyorlar ki sen falancanın kitaplarını Risale’den önde tutuyorsun; sen Risale’yi tek hakikat sanıyorsun; sen şöylesin; sen de böylesin… Uzayan giden bir sürtüşme. Ben diyorum ki abiciğim, bunlar hiç hoş şeyler değil. Ayrlığı gayrılığı anlıyorum da bir külliyat yüzünden aklı başında insanların birbirlerini üzmelerini anlayamıyorum.

Konuşma sürüp giderken elbette ki farklı bir lezzet olan Mado baklavalarına gözümüz takılıyor, şuurlu olarak. Bir porsiyon için dört seçeneğiniz var diyor yönetim. Ben de diyorum ki birini kadayıf koy, kış mevsimi geldi. Yönetim kadayıfın porsiyonu bozduğunu ima ediyor. E güzel kardeşim diyorum, boz porsiyonu, biz burada Risale konuşuyoruz sen bana porsiyon diyorsun, fragmantasyon diyorsun, ne diyorsun? İnceldiği yerden boz diyorum kaarim. O da bozuyor, bozuk bir tabakta bozuk bir porsiyonla getiriyor.

İkinci çayımı da ben söylemeden şekersiz ve de “çok çok açık” getiriyorlar. Allah Allah diyorum, Subhanallah diyorum. Biz yazdık belleğe nasıl içtiğinizi diyorlar; hoşnud oluyorum. Bir tatlı huzur almaya geldik ve aldık diyorum.

Yıldız diyor ki Risale normal bir eser değil. Nasıl yazıldığı konusunda da değişik rivayetler olduğu söyleniyor. Üstad yazın demiş, ne oldu bilmiyorum ama yazın dediklerimi demiş, daha sonradan kendi yazdırdığı şeylerden çok şey öğrenmiş diyor. Bu kısım bana biraz tuhaf geliyor; “dilber dudağı” da çok şekerli olmuş, zihnimi meşgul ediyor.

Risale konusunda dün de S* abinin bir takım izahatları olmuştu bana. Yalnız Yıldız ile S* abi farklı kanallardan bakıyorlar aynı kitaba. S* abi ilâhi kelâmın yalnızca Risale külliyatı ile anlaşılabileceği fikriyatında birisi. Böyle bir anlayışın müslümanların büyük kesiminden tepki çekeceği aşikar. Ama bu fikriyatı sonuna kadar benimsemesi, dünya işi ile öbür tarafın işini birbirinden bu kadar net ayırması hep dikkatimi çekiyor S* abinin. Aslında buna tam ayırma da diyemeyiz. Kendisi iş yerinde de ibadetini ve sohbetini yapabilen birisi. Uff, kafam karışıyor kaarim. Çok mu şeker aldım ne!

Sonunda demir alma vakit geliyor bu güzel öğle fasılasından.
Muvakkat bir sukunet çöküyor üzerime, aslında sızladığını kimse bilmezken.

Yorum Yapın