bir gece kanatlandım yükseldim semalara
anladım ve gördüm ki herşeyde tek bir imza
Ya Hay
göz kırpan yıldızlar anlatırlar her gece
fısıldarlar durmaksızın sadece iki hece
Ya Hayyy
her baharda topraktan uyanırlar sürur ile
kainat ilan eder aşk ile iki hece
Ya Hay
göz kırpan yıldızlar anlatırlar her gece
fısıldarlar durmaksızın sadece iki hece
Ya Hayyy
göz kırpan yıldızlar anlatırlar her gece
fısıldarlar durmaksızın sadece iki hece
Ya Hay
Ya Hay
Ya Hayyy
Grup Yeniçağ ezgisi idi. Okuyunca zihnim yine eskilere gitti. Geçmiş bir yumru gibi oturdu boğazıma. Yutkunmakla yetiniyorum sadece. Yine böyle bir zamanda “Yüreğimizdeki Tınılar” adında bir yazı yazmıştım.
YÜREĞİMİZDEKİ TINILAR
Hayal meyal hatırlarım evde dinlenilen Itri ve Dede Efendi’yi. Daha sonra kasetçalar çıktı piyasaya, biz teyp dedik ona. Evimizde o zamanlar bizim bant dediğimiz kasetler türedi. Samime Sanay, Muazzez Abacı, Emel Sayın, Bülent Ersoy ve Burhan Çaçan ilk hatırladıklarım. Özellikle Samime Sanay’ı severek dinlerdim. Daha sonra Fadime Güneş diye bir türkücünün bandı geldi eve. Komşu kadınlar bizim eve gelip o bandı teybe koyar dinleyip dinleyip ağlarlardı. Kadın yanık yanık türkü söylerdi. Meşhur bir türküsü vardı, “evladım diyerek yanar yüreğim”, komşu kadınlar en çok bu türküde ağlarlardı.
90′ların başında, evde kaset sayısı artmaya başladı. Müziklerin tarzı değiştiği gibi bant yerine kaset demeye başladık, ancak kasetçalara hala teyp diyorduk. “Diriliş Muştuları” kaseti dinlemeye başladık. “Bayramsa bayramınız mübarek olsun” ve “Başını örtmüşsün hanım olmuşsun” ezgileri ile uyumaya başladık. Daha sonra “Kalksam ve Dirilsem” geldi eve. Eşref Ziya Terzi, Hakan Aykut ve Taner Yüncüoğlu solo albümüydü. “Bağdat”, kanayan bir yaraydı. Bütün ezgileri ezberlemiştik. Ağlar, Dillerimi Bağlayansın, Kalksam ve Dirilsem, Nereye, Bağdat, Gel Arkadaş, Seriyyem…
Uyan Artık kasedi vardı bir yerlerde, “uyan ağır uykudan” diyordu. Daha sonra “Diriliş Muştuları”nın diğer serisi geldi eve. Ama en çok sevdiğimiz kaset “Bir Güneş Doğuyor” idi. Abdülbaki Kömür, Adil Avaz, Eşref Ziya Terzi, Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Hakan Aykut, Aykut Kuşkaya, Mesut Çakmak, Selçuk Küpçük, Orhan Çakmak, Grup Genç, Grup Kıvılcım, Grup Kardelen, Grup Yeniçağ, Mustafa Cihat…
“Umut Sancı”mız olmuştu beklentilerimiz, “Gökyüzü Depremleri” vardı bir yerlerde ve “Gül Bahçesinde İbrahim” diyorduk. “Özgürlüğün Gölgesinde” “Hasret Güllerimiz” olmuştu. Bir taraftan “Sen Ağlama” derken diğer taraftan “Olmadı Dost” diyorduk. “Her şeye rağmen” “Ve Hüzün Mısralarımız” oldu. “Gampare” ile hüzünlendik. “Endülüsten Kudüse” selam eyledik. “İzler” yüreğimizdeki izleri yansıtıyordu. Klasiklerimiz oldu velhasıl. Adı için yaşayanlar, doğ ey güneş diyenler ve birileri elbette “bilemezler” diyecekti.
“Yansın içim yansın alev alev, yansın derim çöl kumları gibi” diyenler vardı, diğer tarafta “Kan Toprağa Düşünce” vardı. Kan toprağa düşmüştü bile. Selçuk Küpçük ise İstanbul (Mona Roza)’yı bir başka söylüyordu. Eşref Ziya Terzi’nin “Ağlama Karanfil”i yüreğimizdeydi ve hala yüreğimizde. Ve Taner Yüncüoğlu ile hiçbir şeye “Aldırma”dık.
Ömer Karaoğlu’nun yeri ise hep bir başka oldu yüreğimizde. Adı olmadı bu sevdanın. Olamazdı da. “Kuşlar” olmuştu özgürlüğümüz…
Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Güneşin doğduğu yerden güneşle birlikte doğmak
Kafdağının arkasındaki Zümrüd-ü Anka olmak
Kanat açmak gökyüzüne
Sevdaların ülkesine
Kuşlar
Şüphesiz bizde kalan izler vardı ve onlar bizim yüreğimizdeki tınılardı…
Aralık 23, 2005 5:17 pm
bir gece kanatlandım yükseldim semalara
anladım ve gördüm ki herşeyde tek bir imza
Ya Hay
göz kırpan yıldızlar anlatırlar her gece
fısıldarlar durmaksızın sadece iki hece
Ya Hayyy
her baharda topraktan uyanırlar sürur ile
kainat ilan eder aşk ile iki hece
Ya Hay
göz kırpan yıldızlar anlatırlar her gece
fısıldarlar durmaksızın sadece iki hece
Ya Hayyy
göz kırpan yıldızlar anlatırlar her gece
fısıldarlar durmaksızın sadece iki hece
Ya Hay
Ya Hay
Ya Hayyy
Grup Yeniçağ ezgisi idi. Okuyunca zihnim yine eskilere gitti. Geçmiş bir yumru gibi oturdu boğazıma. Yutkunmakla yetiniyorum sadece. Yine böyle bir zamanda “Yüreğimizdeki Tınılar” adında bir yazı yazmıştım.
YÜREĞİMİZDEKİ TINILAR
Hayal meyal hatırlarım evde dinlenilen Itri ve Dede Efendi’yi. Daha sonra kasetçalar çıktı piyasaya, biz teyp dedik ona. Evimizde o zamanlar bizim bant dediğimiz kasetler türedi. Samime Sanay, Muazzez Abacı, Emel Sayın, Bülent Ersoy ve Burhan Çaçan ilk hatırladıklarım. Özellikle Samime Sanay’ı severek dinlerdim. Daha sonra Fadime Güneş diye bir türkücünün bandı geldi eve. Komşu kadınlar bizim eve gelip o bandı teybe koyar dinleyip dinleyip ağlarlardı. Kadın yanık yanık türkü söylerdi. Meşhur bir türküsü vardı, “evladım diyerek yanar yüreğim”, komşu kadınlar en çok bu türküde ağlarlardı.
90′ların başında, evde kaset sayısı artmaya başladı. Müziklerin tarzı değiştiği gibi bant yerine kaset demeye başladık, ancak kasetçalara hala teyp diyorduk. “Diriliş Muştuları” kaseti dinlemeye başladık. “Bayramsa bayramınız mübarek olsun” ve “Başını örtmüşsün hanım olmuşsun” ezgileri ile uyumaya başladık. Daha sonra “Kalksam ve Dirilsem” geldi eve. Eşref Ziya Terzi, Hakan Aykut ve Taner Yüncüoğlu solo albümüydü. “Bağdat”, kanayan bir yaraydı. Bütün ezgileri ezberlemiştik. Ağlar, Dillerimi Bağlayansın, Kalksam ve Dirilsem, Nereye, Bağdat, Gel Arkadaş, Seriyyem…
Uyan Artık kasedi vardı bir yerlerde, “uyan ağır uykudan” diyordu. Daha sonra “Diriliş Muştuları”nın diğer serisi geldi eve. Ama en çok sevdiğimiz kaset “Bir Güneş Doğuyor” idi. Abdülbaki Kömür, Adil Avaz, Eşref Ziya Terzi, Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Hakan Aykut, Aykut Kuşkaya, Mesut Çakmak, Selçuk Küpçük, Orhan Çakmak, Grup Genç, Grup Kıvılcım, Grup Kardelen, Grup Yeniçağ, Mustafa Cihat…
“Umut Sancı”mız olmuştu beklentilerimiz, “Gökyüzü Depremleri” vardı bir yerlerde ve “Gül Bahçesinde İbrahim” diyorduk. “Özgürlüğün Gölgesinde” “Hasret Güllerimiz” olmuştu. Bir taraftan “Sen Ağlama” derken diğer taraftan “Olmadı Dost” diyorduk. “Her şeye rağmen” “Ve Hüzün Mısralarımız” oldu. “Gampare” ile hüzünlendik. “Endülüsten Kudüse” selam eyledik. “İzler” yüreğimizdeki izleri yansıtıyordu. Klasiklerimiz oldu velhasıl. Adı için yaşayanlar, doğ ey güneş diyenler ve birileri elbette “bilemezler” diyecekti.
“Yansın içim yansın alev alev, yansın derim çöl kumları gibi” diyenler vardı, diğer tarafta “Kan Toprağa Düşünce” vardı. Kan toprağa düşmüştü bile. Selçuk Küpçük ise İstanbul (Mona Roza)’yı bir başka söylüyordu. Eşref Ziya Terzi’nin “Ağlama Karanfil”i yüreğimizdeydi ve hala yüreğimizde. Ve Taner Yüncüoğlu ile hiçbir şeye “Aldırma”dık.
Ömer Karaoğlu’nun yeri ise hep bir başka oldu yüreğimizde. Adı olmadı bu sevdanın. Olamazdı da. “Kuşlar” olmuştu özgürlüğümüz…
Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Güneşin doğduğu yerden güneşle birlikte doğmak
Kafdağının arkasındaki Zümrüd-ü Anka olmak
Kanat açmak gökyüzüne
Sevdaların ülkesine
Kuşlar
Şüphesiz bizde kalan izler vardı ve onlar bizim yüreğimizdeki tınılardı…
Aralık 23, 2005 6:05 pm
Yazınız çok güzel.
Tırnak içindeki tüm ifadeler benim de gönlümün bir taraflarına dokunuyor hep.
Ama artık bu zatların yeni sözleri, yeni söyledikleri çok uzak duruyor bana. Ben mi değiştim, onlar mı anlamadım.
Bir şeyler oldu ama.
Paylaştığınız için teşekkür ederim.
Haziran 19, 2006 6:11 pm
yeniçağ
hala değişmeyen belki de tek tını, ve içerik…
10 yıl önceki kaliteleri sadece artıyor…
ama içerik değişmiyor…
tebrikler
Temmuz 1, 2007 9:30 pm
yeniçağ müthiş allah razı olsun bu gruptan
yolunuz açık olsun
Ağustos 11, 2007 11:42 pm
bu ezgiyi çok seviyoruz çok güzel dinlerken huzur verio