Nanik
Güzel bir amel için niyetlenmeye başladığında hemen düğmeye basılır ya bir yerlerden. Vazgeçirecektir güya seni. Böyle yapma, şöyle yap. Oradan gitme, buradan git.
Şeytan bu.
Oyunun kurallarını kendi koymak ister. Ona râm olduğun sürece yanındadır. Onu üzdüğün sürece arkanda.
Bir ara duraklarsın. Lan dersin, acaba doğru mu söylüyorsun. Şeytansın meytansın ama… seni dinlesem fena olmayacak bu sefer ha dersin.
Sevinir zavallı.
Yüzünde meymenetsiz bir sırıtma peyda olur. Bir kaleyi daha düşürmüştür aklınca. Bir sancağını daha dikmiştir toprağına…
O böyle memnuniyet sarhoşluğu içerisinde dört dönerken, sen ani bir atakla onun beklemediği şeyi yapmak yani o güzel ameli gerçekleştirmek için bir hışımla harekete geçtiğinde…
Seyreyle şimdi o meymenetsiz suratını! Apışıp kalmıştır. Hayalleri varsa eğer hayal kırıklığı yaşıyordur. Güveni varsa eğer kar yağmıştır dağlarına…
“Ama ama…” diyerek kaşlarını Küçük Emrah’ınkine benzetmeye çalışırsa da, aldırma.
Dalganı geç; hakediyor.
Şeytan bu.