Zammı Sure’yi seçme süresi
Merak ettim hep ama gidip de bir tanesine sormadım: Hocam bu sureyi önceden belirliyor musunuz yoksa Fatiha sonrası cemaat “Âmin” dediği anda mı düşünüp buluyorsunuz?
Sence hangisi kaarim?
Bence kimi hocalar bunu baştan düşünmüyorlar. Son dakikaya bırakıyorlar. Eğer bir ayet veya sure hemencecik bulamazlarsa Kevser dökülüyor dillerinden. Sen de dikkat et bak cemaate iştirak ettiğinde (25x!). Kevser’den sonrası İhlas zaten, orada hangi sureyi okuyacağım muhasebesine gerek kalmıyor.
Benim hoşuma giden, imamın tekbirini almadan ne okuyacağını tasarlaması. Bir aşçının ne yapacağını bilerek tencereye yağ koyması gibi. Bu planlı önderlik, arkadaki cemaate güven veriyor. İmam o anda o cemaatin lideridir değil mi zaten? Lider dediğimiz insan da vizyon sahibi olmalıdır, planlı hareket etmelidir.
Evet, fazla bekletmeden bir hatıra alalım bu kısma.
“Merkez Cami” diye bir kavram var memleketimizde sevgili kaarim. Otorite duran, Cuma-Bayram-Kandil vaazlarının yapıldığı, ses düzeni ötekilere nazaran daha iyi olan, daha vasıflı imamların atandığı ve de mutlaka bir müezzini bulunan camiler. Genelde “çarşı”nın da merkezinde olurlar bu camiler.
Çocukluğumu geçirdiğim kasabanın iki merkez camisi vardı. Neden mi? Zira yeni bir cami yapılmıştı büyükçe ve eski merkez caminin merkezliği elinden alınmıştı. Fakat eski merkez caminin cemaati, kasaba üzerinde söz sahibi olduğunu düşünen ve namaz sonrası CHP ilçe bürosunda çay içip okey oynayan insanlardan müteşekkildi ve bu ünvan devrine tepki gösterdiler. (Bu adamlarla benim başka sorunlarım da vardı ama açmayacağım fazla: mesela camide ön safa oturmama kızarlardı. Yeter.) Tepkileri sonuç verdi ve kasabanın iki merkez camisi oldu. Bu adamlarınki (mülkleri sanki!) “Yukarı Merkez Cami” (bak bak bir de yukarı) ve yeni yapılan ise “Aşağı Merkez Cami” adını aldı.
Hatıramız evimize yakın olan Yukarı Merkez Cami’de geçiyor.
Caminin hafız bir hocası vardı; sesi karizma, görüntüsü karizma; Osman Hoca. Osman Hoca nitelikli bir hafız olduğu için ve hocalığına kimsenin söyleyeceği bir şey olmayacağı için cemaat de kuzu kuzu namaz kılıyordu. Bu muheterem zâtın bir kere bile sure düşündüğüne denk gelmemiştim. Yani “Zammı Sure’yi seçme süresi” çok kısaydı. Hatta belki de sıfıra indirmişti, bir dünya rekoru olabilirdi!
Henüz yeni Merkez Cami inşa edilmemişti ve Ramazan ayında teravih için bu camiye gidiyordum. Hafız Osman Hoca teravih boyunca, rekatları nakış nakış ayetlerle süslüyordu adeta. Mesela aynı şekilde biten (kafiyeli) ayetleri çaprazlama okuyordu veya periyodik olarak geçiyordu üzerinden. Nasıl diyeyim sana kaarim… Tek tek seçilmiş ayetlerle orijinal bir teravih ziyafeti hazırlıyordu.
Sonra Aşağı Merkez Cami yapıldı. Yeni bir imam, yeni bir müezzin, yeni bir cemaat. Teravihte Fil, Kureyş, Mâun… Minberin içinde, karanlıkta kendi başıma kıldığım namazlar vardı. (Gözüm ağrıyordu lambalardan, ondandır.) Yine buna tepki gösterecek olan büyük adamlar, dua edişime karışan âlim adamlar oldu. Teravih sonrası alttaki iş hanının çayhanesinde alınan unutulmaz çay tadı… Cami çıkışı görülen sağdan soldan dostlar… Hizmetten burun kıstıran abiler. Seni maklubenin çevresinde göremedim Mec?
Önümüz kıyamet!
Mec, Zammı Sure’yi seçme süresini en aza indirmek istiyor. Mec, adının Mecmua’dan mı, Mecerreden mi yoksa Mecnun’dan mı geldiğini bilmek istiyor. Ve tam kıyamda iken bu yazının seyri neden değişti böyle, anlamak istiyor. Ama şimdi boşver diyor, boşver.
Çünkü Allahuekber.