mecmua.


Ben bir sünmüş volkanım

Yazı kategorisi: Dantel, Gündelik yazan: mecmua tarih: Şubat 6, 2006

Aç idim. Sünmüştüm kaşarlı pide gibi. Ambulans var mı dedim. Niye dedi. Biraz sonra yere yığılmış olacağım zaten, toplar götürürsünüz beni. Bir parçamı bırakmayın yerde. Çantamda telefonum var. Anneme haber verin. Oğlun aç kalmış annesi, gel refakat et deyin.

Mevlana mı?

Şofer, vallahi dinleyemiyorum. Bak sündüm, Dominos ortası peynirli pizza gibi. Anlamıyorum papağanın ne dediğini. Tüccara nasıl ayar verdiğini vallahi dinleyemiyorum. Kuş güzel. Ama grip var bu aralar. Yedirme bana şimdi o papağanı.

Ah az önce çıkan benim akrabam işte. Nerden de karşılaştık. Ne güzel köfte yapar onlar. Bak onun eşi, Hatice Teyze var. O da biraz yakınında oturuyor.

Çok zaman evvel, ben ilkokulda iken bu akrabalarımız da bizimle aynı yerde idi. Kasabaya ilk geldiğimizde onlarda kalmıştık. Ne günlerdi. Sünmüştük yol yorgunluğundan. Bize ev sahipliği yapmışlardı. Kimdi bunlar anne? Onlar bizim şurdan burdan akrabamız. Path’ini vermeyim şimdi, deşifre olmasınlar. Anne, ne güzel insanlar değil mi? Hele Hatice Teyze… bir sevgi yumağı. Beni de çok sever. Oğlu var benden iki yaş büyük. Aynı ilk okula gidiyoruz, benden iki sınıf üstte. Üner Ünite Dergisi alıyoruz. Onun dergisi mor renkli, benimki turuncu. Allah’ım benim ne zaman mor renkli ünite dergilerim olacak? Ne güzel onlarınkinde Fatih Sultan Mehmet var. Osmanlı Tarihi’ne geçmişler. Ben bıktım bu Uygurlar’dan, Tonyukuk’tan be! Kusacağım.

Bir gün bana tereyağlı yumurta yapmış Hatice Teyze. Açım ben yine o gün. Böyle sünmüşüm tarla ortasındaki yüksek gerilim hatları gibi. Ama yumurta da yumurta hani. Hızlı mı yemişim ne artık. Oğlum azıcık yavaş ye. Felan filan. İşte klasik önlemler paketi. Ama ben demişim ki yerel ağızla: “Datlı tamaaaa!”. Kopmuş aile, yıkılmış sütunlar. Hala karşısına geçtiğimde bana bunu anlatır Hatice Teyze. Ben de kırmam, bana ikram ettiği şeyin sonunda “datlı tamaaa” derim. Böyleydi hikaye değil mi anne? Şimdi blogda yanlış anlatıp da rezil olmayım. Hadi he de, rahatlasın içim.

Ben mor ünite dergisine geçtiğimde onlar çoktan ayrılmışlardı kasabadan. Gitmişlerdi uzaklara. Bir daha kim bilir ne zaman görüşecektik. Böyle Mevlana derken karşıma çıkıverecek miydin bir kürsüden! Hatice Teyze ben açım ama sen şimdi konferans dinleyeceksin. Keşke bana bir tereyağlı yumurta yapma fırsatın olsa.

Ya ben sündüm Şofer! Hadi Beyaz Fırın’a gidelim bak. Yıkılıyordur orası şimdi. Burada sudan başka bir şey yokmuş. Su deyince kuru fasülye geliyor benim aklıma, Kemal Sunal geliyor, Köyden İndim Şehre geliyor, bir çuval altını olan ama karınlarını doyuramayan adamlar geliyor. Gidelim ne olur buralardan! Sündüm bak sapan lastiği gibi.

Çiftehavuzlar’da Beyaz Fırın önünde durduk işte. İçeride bir eleman kendi başına bir şeyler yiyor. Ne kadar da mutlu. Ben istiyorum o mutluluk hamurlarından. Sen seç Şofer! Benim seçim yapacak enerjim kalmadı. Bak ama şu ilginç duruyor. Şak şak helvası, bilir misin? Yenmez böyle. Yenmesin diye yapılan bir ürün. Pazarda satıyorlar bir de onu, odun keser gibi kesip sarıyorlar. Sonra evde sen de odun gibi kesip sobayı tutuşturuyorsun. İşte neyse, o beyazlardan olsun. Çay olsun, seninki ayran olsun. Gel oturalım karşılıklı.

İçinde kaşar olan bu küçük ekmek parçası nasıl da sünüyor böyle. Ah nasıl da ısıtmışlar böyle. Ben de eridim Şofer, çayın açıklığını abartmışlar bak. Elimde içmek istediğim çayın rengi ile gezeceğim. Hani kadınlar örnek götürürler ya iplikçilere. Ben de öyle örnekle gezeceğim. Olmuyor böyle. Şu şehirde bir standardımı oturtamadım.

Bak Portakal Ağacı, müstakbel kayın validesine yemeğe gitmiş gördün mü? Hakketen bir rekabet söz konusu mu sence “anne”lerde? Yok, sanmıyorum. Ama bekleyelim, önümüzdeki sofralara bakalım. Gaybı yaşamadan bilemeyiz değil mi?

Doydun mu?
Elhamdülillah.

Bugün iki kıtada iki faaliyete katıldım Şofer. Ben doymayayım da kim doysun. Şimdi yarın yerime oturup, dünü yad edeceğim.

Hadi o zaman, Figen Genç söylesin:

Deydi saçlarıma bahar gülleri,
Nazende sevgilim yadıma düştün

Yorumlar Kapalı