atlastan cepkenli yiğit mecmua


Domatesi hangi ucundan kırmalı?

Yazı kategorisi: Potansiyel Enerji, ekmeğim aşım yazan: mecmua tarih: Mart 22, 2006

Domatesleri ince ince doğruyorum.

Hani o beyaz beyaz oluyor, üstünde doğruyoruz. Neydi onun adı? Dur kaarim düşünüyorum. Neden böyle hatırlamak isteyince hatırlanmaz. Böyle kelimelerin listesini yayınlayacağım beşeriyetin istifadesi nâmına. Bak kulağımda coşmuş bir Arap melodisi. Taleal Bedru diyor Bekir Bey, Osman’a da dinletiniz. Ben sana gülüm demem Bekir’im, gülün ömrü azıcık olur bilirsin. Koklamaya kıyamam hatta, benim güzel manolyam.

Domatesler hala sera modunda, üzüntüyle görüyorum. İçlerinde bir beyazlık, bir hamlık, bir olgunlaşmamışlık. Olgunlaşma enstitüsünden aldım oysa ben bunları. Seçmece değildi ama. Abi dedim, menemenlik olsun. Bu dünyada var olmamın en mühim manalarından biridir menemen yemek. Menemen diyorum sana, bak yüzümdeki ciddiyete.

Bir domatesi doğramam, bir ırgatın domates tarlasını boydan boya sulamasıyla eş sürede oluyor. Ha peki kaarim, sen domatesi hiç dalından koparıp kokladın mı? Ben kokladım. Hatta anneannemle bu nedenle papaz olduğum günler de mevcuttur hatıra defterimde. Ey annenne, niye kızardın ki o kadar? Şimdi bana bir dünya kasa kasa domates yetiştirsen de oraya gelecek, yiyecek durumum yok. Artık biliyorum bahçen de yok. Hiç bir şey eskisi gibi değil. Kendine yeni torunlar buldun ama hiç biri seni benim kadar kızdıramayacak. Söyle hangi torunun bizzat ebeveynlerin yüzüne karşı, “buraya geldiğimde kudurasım geliyoooo” diyerek yaramazlıklarının felsefesini (Hakan Peker o şarkıyı bulunduğum ortamda söyleme, döverim) beyan edecek. Hangi torunun hesapsızca dut ağaçlarını yağmalayacak. Ya da mesela damda hop hop hoplayaraktan kayın anneni çileden çıkaracak. Evet, feri söndü alevli bakışların, kırmızı domateslerin, bahçe kokulu çocukluğumuzun. Bak şimdi menemen için beyaz domatesler alıyorum sırf o günleri hatırlayıp aç kalmayayım diye.

En az senin kadar güzel menemen yapıyorum annenne. Bilmiyorum tadı bana güzel geliyor.

Önceden biber katardım. Şimdi biber işini angarya görüyorum. Doğrayacak iki kalem sebze, daha fazla iş yükü demek. Günümüzde rekabetçi bir ortam var biliyorsun kaarim, gayemiz kaynakları en az kullanarak maksimum faydayı/değeri elde etmek. Biberin bana sağlayacağı faydaya baktım, baktım, bir daha baktım. “Ay kalsın” dedim. O nedenle bibersiz başlıyorum menemene. O nasıl menemen dediğini duyuyorum. Hatta Halil Abi olsa der ki soğansız olmaz menemen. Onunla menemen yapışımız hep bir iktidar mücadelesine dönüşmüştür. Menemen tavası yanında yaptığımız bilek güreşlerinin galibi hep o olmuştur. Çünkü o en iyisini bilecektir. Çünkü soğan olmadan menemen olmazdır. İşte tüm bu “yaşanmışlıklar” ve soğanlı menemenler, bana kendi yaptığım menemenin tadının neden güzel olduğunu hissi olarak izah ediyor. Sana da etsin güzel kaarim.

Yağ mı? Şofer, tereyağı koy diyor. Olm bir karışma. Tereyağı neymiş? Ayçiçek koyacağım. Hatta en hafifini, laubalisini. Seriyorum kaarim tavaya yağı. Ama ateşte bekletemiyorum fazla. Çünkü bekleyince yağ dediğimiz şey ısınıveriyor. Isınınca öfkeleniyor, öfkelenince baş edilmez bir canavara dönüşüyor. Bir keresinde bu canavara dönüşmüş haliyle savaşmıştım Akhilleus gibi. Annem aspiratörün kağıdının neden delindiğini hiç bir zaman öğrenemedi tabi.

Ben koyduğum yağ canavara dönüşmesin diye az önce doğradığım domates parçalarını tavaya seriyorum. Şöyle güzelcene yaydıktan sonra ateşin üzerine bırakıyorum. Eğitimli ateş artık bir amaç için yanmaya, hizmet etmeye başlıyor.

Domatesler geçen süre içerisinde hem yağı soğurmaya, hem de ısıyla beraber gevşemeye başlıyor. Bir yandan kendi sularını da ortama bırakarak bu alış verişi adaletli hale getiriyorlar. Öte yandan ben kaarim, demlemekte olduğum çayın içindeki süzgeç icadına bakıyor ve gıcık oluyorum. Ve evet biraz geç geliyor aklıma menemenin yumurtasız olamayacağı. Üretim bandına bir yumurta koyuyorum. Sonra çırpıyorum ki karışsın. İşte Halil Abi ile mücadele başlıklarımızdan birisi daha: yumurtanın çırpılması. Ya kardeşim bana menemen yedirmiyordun ya. Şimdi özgürce yapıyorum menemenimi. Gör işte. Her yanı sarı.

Domateslerin artık yumur yumur yumurta diye bağırdıkları devre geldiklerini anlar anlamaz çırpık yumurtayı başlarından aşağı salıyorum. Bir sevinç çığlığı, bir şükür dalgası… Azıcık karıştırmak gerekiyor ama. Yoksa Halil Abi’nin menemenine benzeyecek. Ona benzememesi için elimden geleni yapıyorum.

Bu arada başta düşündüğüm ifadeyi de hatırladım gibi: kesme tahtası. Yalnız daha değişik bir ismi vardı sanki. Sanki diyorum, emin değilim. Neyse ki böyle şeylerin adını bilmeden de yemek yapabiliyoruz. Şimdi düşün bir yazılım kütüphanesindeki gerekli bir metodun adını bulamadık. Yazabiliyor muyum kod?

Evet, şefimiz menemenin hazır olduğunu haber veriyor. Tavanın ledleri yanıyor. Açlıktan uzamış yerel milisler silahlarını havaya kaldırarak kutluyorlar bu gerçekleşen düşü.

Bir düştü menemen. Artık soframıza düştü.
Ağla gözlerim ağla…
Ayrılık bize düştü.

Şimdi Bismillah…
Biz dahi menemene onla başlarız.

2 Yanıt 'Domatesi hangi ucundan kırmalı?'

Yorumlara abone ol: RSS veya Geri İzleme 'Domatesi hangi ucundan kırmalı?'.

  1. nahnu demiş,

    yumpat is the winner.

  2. mecmua demiş,

    :) o devri atlattık şükür. şimdi patates almaya elim varmıyor.


Yorum Yapın