Ali Babacan keşke çocuğuna daha fazla vakit ayırsa
Yufka almaya gidiyoruz dedim evet. Çünkü ben Portakal Ağacı gibi günlük mutfak maceralarım olsun istiyorum. Gireyim mutfağa, adrenalin olsun, kan dökülsün, yağ sıçrasın, su fışkırsın. Böyle unutulmaz anlar olsun. Geleyim sonra bloguma, “işte bugün de mutfaktaydım kaarim, kan gövdeyi götürdü” diyeyim.
Evet kıskanıyorum mutfakta bir şeyler yapabilenleri. Zira, mutfak anlamsız bir boşluk gibi benim içimde. Lugatimde bir karşılığı yok, lisanımda fonetiği yok. Ben sadece sesim yankı yaptığı için, şarkı söylemeye kullanıyorum mutfağımı. Yani mutfak hayatımdan çok sahne hayatım var benim. Bir görmelisiniz mesela menemen yaparkenki türkülerimi. Çay demlerken farklı türkülere geçiyorum. Tematik çalışıyorum. Macera üzre ne elzemse yapmaya çalışıyorum.
Çünkü kıskanıyorum. Bir yufka aldık Şofer’le işte. Bu yufkanın nasıl bir işlem sürecinden geçirilerek ağzımızda eriyen kar tanelerine dönüştüğünü bilemiyorum. Bir acziyet abidesi olarak baş başayım yufkadan duvarlarla…
Bu poşetlerin içinde önceden altı yufka olurdu be Şofer? Kârı maksimize etmiş bu adamlar. Her poşetten bir yufka çekseler… Hmm bununla on tır, otuz otobüs, beş tank alınırdı be. Ya da Iğdır’dan Sirkeci’ye kadar bir kumaş dikilebilirdi mesela. Ya da Türkiye’nin dış borcu silinirdi; Ali Babacan çocuğunu sevmeye vakit bulurdu. Bir şeyler olurdu kesin.
Şimdi Şofer, Yağmur’un annesi anlattı. Yufkayı bak çıkardım görüyorsun. Bu dairesel bir şey. Ama anlattığına göre alttan üstten tutmam lazımmış. Abi ben burada alt üst göremiyorum ama.
Bak şimdi şurdan alsak şuraya koysak, şunu da böyle koysak kare olmuyor. Resmen üçgen bu. Üçgen gözleme olur mu? Olmaz değil mi… O zaman açalım geri. Şimdi ben şurdan geliyorum sen orda gel, ortada karşılaşalım. Pi’yi sen de ben de üç alıyoruz, oki?
Of ya.
Gene kare yapamadık. Olm hatırla şu geometrik bilgileri. Daireden kare nasıl olurdu? Yok mu Öklit’ten, Pisagor’dan, Thales’ten bir şeyler kafanda ya? Ya abi biz bu kadar mı uzaklaştık akademik atmosferden. İşletme bizi bozdu ya. Hep bu pazarlamacıların yüzünden. Bloglarına da gıcık oluyorum, oh. Yok neymiş vizyonmuş, misyonmuş, hedeflermiş, yüksek giriş engelleriymiş. Burada gözleme yapmamız gerekiyor. Var mı bir vizyonunuz sevgili pazarlamacılar? Bakınız dairesel bir yufka var önümüzde. Kareye çevirmemiz gerekiyor. Ortasına peynir döşeyeceğiz. Yağ da damlatmamız gerekiyormuş. Mesele büyük yani.
Şofer, neyse bırakayım şu yüksek lisans heyulasını da işe dönelim. Şimdi dostum bir şey fikredebildin mi? Git bi matematik formül kitabı getir ya gözün sevem. Ya da evet, anneni arayalım. Mesele şehirlerarası hale gelsin, haklısın. Olmadı Ali Babacan’ı ararız.
Hmm demek öyle olunca oluyor. Hadi bakalım, tut şurdan. Al bunu burdan. Evet, oldu lan. Kare oldu. Yuppi! Ölç bakim kenarlarını kare mi hakikaten. Bir de şurada diz çökmüş tavaya bak göz ucuyla. Ona sığan bir şey olsun.
Şimdi Şofer’cim, bu gözleme dediğimiz olay, araba sürmeye benzemez. Dikkat ister, azami yağ oranı vardır, ne bileyim yağın ısınmışlığı lazımdır. Daireyi kareye dönüştürmek bu işin belki de en ehemmiyetsiz noktasıdır. Bundan sonrasıdır gözlemeye aromasını veren.
Bir de biz her hamurla gözleme yapmayız gözüm. Hamuru dağın en tepe noktalarından toplarız. İçine koyduğumuz peynirin muhteviyatı gizlidir, tescillidir, bir şeydir işte. Evde yediğin peynire benzemez. Üç bekçi vardiyeli olarak muhafaza ediyor formülü. Ya aslında gözleme ismi de bizim dedelerden kalma bir şeydir. Benim üç kuşak önceki dedemin dedesi yapmış ilk gözlemeyi. Hamuru gözlemiş gözlemiş, bakmış deli bir şeye dönüşmüş. Hanım demiş bunun adı gözleme olsun. Şu avukat parasını bir denkleştireyim “gözleme” yazan yere dava açacağım. Sonra Kandilli’de gözleme evimi kurup kapısına “gözleme bizim işimiz, Işıkara’nın değil” yazacağım.
E Şofer, geyik yapana kadar gözlemeler pişiyor görüyorsun. Dinlenme tesislerindeki elemanın maşasından olsa, içini açıp bakardık la? Çok şekilli yapıyorlar onlar bu işi. Boya fırçasıyla yağ sürüşleri yok mu… İnsanın içi “Dyo Dyo Dyo, kalitedir o” şarkısıyla doluyor.
Şimdi abi bak yağı az koymuşum demek ki. Kırılmaya başladı sağı solu. Sen çikolatayı, zeytini filan çıkart. Ben çayımı doldurayım. Yufkanın bir kısmı ile de ben yuvarlak börekçiklerden yapmak istiyorum. Madem olayı öğrendik. Ateşe koyunca pişiyormuş bunlar madem.
Şofer.
Ben hala kıskanıyorum günlük mutfak maceralarını. Penelope benim yakışıklı bir figürümü çizsin. Şu “ye#x” etkinliklerinden bir numara kapalım. Sonra… ya hadi sofrayı kaldıralım.
Ya elbette anlıyorum seni. Bir gözleme yapmak bu kadar zor olmamalı.
Ama macera istiyorsan, bundan temizi yok. Sevgiler.
Mart 29, 2006 11:58 pm
Başlıkla muhtevanın irtibatını kuramadım.