atlastan cepkenli yiğit mecmua


Hocam gelmez oldun

Yazı kategorisi: Potansiyel Enerji yazan: mecmua tarih: Nisan 28, 2006

Beraberdik bugün. İşten çıkınca. Karanlık daha çökmeden. Yanımıza kalbimizi aldık. Bırakmaya gelmiyor sağda solda. Gittik oturduk kazan kokulu yemekhaneye.

Yurtlar, yurtlar, yurtlar…

Kapıdan adım attığımda hep bir küçük çocuk olurum. Yemekhanede, çok amaçlı salonda, sıralarda… Çok yaşamadım ben bu hayatı. Küçük aralarla gördüm o pencerelerden görünen ağaçları. Ama ömrüme dağılmış bu çiçek polenleri, benim zihin hücrelerimin bir kısmını yurt fobisine tahsis etmiş oldu.

Şimdi bu fobiyle atıyorum kapıdan adımımı.

Yemekhanedeki koku başımı döndürüyor. Ekmekler boğazımdan geçmiyor. Tabak çanak sesleri beynimde zonkluyor. Kendi kendine sahip olması gereken, sorumluluğu öğrenmeye mahkum bir yurt insanı olup çıkacağım az sonra yatakhanedeki üst katıma. Sahipsizlik duygusu… Peygamber de öyle değil miydi a çocuğum? Yetim doğdu, öksüz büyüdü âlemlerin sultanı, iki gözüm, aşkım, canım, sevgilim…

“O, seni yetim bulup barındırmadı mı? Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?”

Yemekte bir acı tad. Zihnim yoruluyor bu dalgalarla boğuşmaktan. Bir soğuk rüzgar gelip geçiyor dağlarımdan. Dağın ardındaki kasabaya yağmur oluyor sayıklamalarım. Bir sana bakıyorum ey kardeşim. İsterdim başını okşamak. Elinden tutup analitik düzlemler, asimptotlar çizdirmek. Hiç ispat edilmemiş bir teoriyi ispatlamak. İçindeki sahipsizliği yaşamak isterdim. Sahipsizliğine bulanmak isterdim, kavrulmak isterdim ey kardeşim.

Ama olmuyor. Bir şeyler beni alıkoyuyor. Yukarı çıkıyorum ben. Çok amaçlı bir salonda, hocamı dinlemeye. Seni burada, sahipsizliğine bırakıyorum. Ama unutma, zahirde sahipsizsin… Ama senin sahibin Allah’tır. Değil mi, “o ne güzel dost ve de ne güzel yardımcı”dır?

Geldim hocam, sen gelmemişsin ama.

Bir Konya ziyareti yapmıştık biz, ben yine yurttakilere takılmıştım hocam. Sen geliyorsun diye herkes heyecanla yollara dökülmüştü. Bir sabah vakti hocam, bir sabah vakti simitlerle doyurduğumda karnımı, etrafımda binlerce taleben vardı. Seni beklediler, seni istediler.

Sen olmayınca ben de bir şey anlamadım. Simitten başka bir tad almadım o koca buluşmadan. Ne konuştular, ne anlattılar; kim hatırlıyor?

Bugün beraberdik. Seni özleyenler, sana özlemlerini arz ettiler. Vefayı anlattılar, vefadan ne anladıklarını… Takdire değer vizyonlarını. “Her eve bir bilgisayar” derken Microsoft, “Her kalbe Muhammed yazmayı”.

Hakikaten seni özlemişler hocam. Gelecek misin?

Bak ay parıl parıl.

Yorum Yapın