atlastan cepkenli yiğit mecmua


Bir demet yasemen

Yazı kategorisi: Potansiyel Enerji yazan: mecmua tarih: Mayıs 12, 2006

Nasıl da güzel yakışırdı Orhan Veli şiirlerine sesi. Can Yücel, Edip Cansever, Attila İlhan… Ama ille de Garip’ler, ille de Orhan Veli. Onun kafa yormayan mısralarına teslim ederdi bizi. Kaçtığımızı ele verirdi aklımızdaki sarmaşıklar. Sarmaşıkla aşk aynı kökten geliyor diyordu Nazan Bekiroğlu. Onun gibi edebiyat hocam olsun isterdim. Ama başka bir edebiyat hocam oldu; Yasemen’di adı. Ne güzel yakışırdı sesine Orhan Veli mısraları…

Nazan Bekiroğlu da Orhan Okay’ın talebesiymiş; “Cümle Kapısı”nda anlatıyor. Hatta o güzel, kırmızı kaplı deneme kitabını hocasına ithaf ettiğini, gözler yaşartan bir bağlılıkla zikrediyor. Hem Nazan Bekiroğlu’na ayrılmış en zengin içeriği yine onun bir talebesinin hazırladığı sitede bulmak da benzer bir ikram değil midir?

İnsan durup düşünüyor sonra… Edebiyat hocalarının hayatımızdaki ve soframızdaki yeri nedir?

Türkçe hocam, seni de katıyorum bu dairenin içine elbette. Kızına “Söylem” adını veren kaç kişi tanıdım ki hayatımda? Seni unutur muyum hiç. Bana kaç enlem ve boylam uzak olsan da içimdeki Greenwich Gözlemevi’nin dibinde oturuyorsun hala. Benim yazdığım cümlelere çizikler atıyorsun; Mahsun Kırmızıgül şarkılarıyla dalga geçiyorsun; bir bıyığını kesiyor, bir uzatıyorsun. Sen de varsın bu yazıda, benim güzel hocam.

Kompozisyon dersi vardır, her sınıfta. “Teknoloji mi çevre mi” gibi abuk münakaşalardan tutun da “Ak akçe kara gün içindir” özdeyişini şerh etmeye kadar genişleyen yelpazede gelişine cümleler kurma idmanlarıdır bu dersler. Talebelerin içinde en çok sıkıldığı ama belki de etkisi en uzun vadeli olacak derslerdir. O talebeler yarın bir gün blog yazmaya başladığında, kompozisyon derslerinden ne kadar sıkıldıklarını da ifşa edeceklerdir. Sonradan öğrenilmez diye bir şey yok tabii ki. Ama demir-tav münasebeti bağlamında bu işlerin daha talebeyken hazmedilmesi en kolay olanı.

Ama o kadar kolay mı?

Hocalar, bir kompozisyon konusunu tahtaya nakşedip yüzüne tuhaf tuhaf bakan talebelere bir kelime yazdıramadığını hatırlayıp; şimdi “chat”lerde, forumlarda, bloglarda çarşaflar dolusu yazı döken bizlere bakıp şaşırmıyor değildir.

Sana gelelim sana dediğini duyar gibiyim kaarim. Doğru ya, burası benim evimin önü. Benden konuşacağız.

Kompozisyon derslerine ön tanımlı bir gıcıklık oluşmadı içimde. Hatta yerine göre, kompozisyon dersleri bir kaçış oluyordu, zamandan, mekândan. Lâkin bu kaçışın dozunu belirleyen birincil faktör, hoca beyimizin bizim için seçtiği konu olurdu. Bu da hocanın sınavı idi zaten. Öğrencileri, tefekkür sellerine boğacak bir konu düşünmek yerine elleri cebinde gelip: “Arkadaşlar, hadi bakim yazın: ‘Akşamın hayrından sabahın şerrii..’. Ne geliyo aklınıza döktürün.” dediyse kafasını kaşıyan bir sınıf insandan başka bakiye yoktu elinde.

Hangi konularla boğuştuk o devirde hatırlamıyorum. Ama orta okul hocamın benim her cümlemi didik ettiğini dün gibi hatırlıyorum. Mavi renkli dolma kalemiyle, ayrılması gereken yerlere bir işaret, birleşmesi gereken yerlere ayrı işaret, fazladan attığım paragraf arası boşluklara bir çizik, kırmızılı noktalama düzeltmeleri vesaire derken atış poligonunda delik deşik olmuş bir yapay hedef gibi dönerdim yerime.

Bir gün, her yıl düzenlenen klasik şiir müsabakalarından birisinin ilanını yaptı hocamız. Öğretmenler Günü idi, bu seferki nadide konumuz. Oturacaktık, kafiyeli bir biçimde eğitimin, tedrisatın letafetini dillendirip, hocalarımıza minnet duygusu dolu dizelerle teşekkür edecektik. Hocam bana özellikle tembihledi: bu şiiri yazacaksın, bu maçı alacaksın. Abi bırak dedim ya, ne şiiri. Ben şiir bile okumam. Kaldı şiir yazmak! Ama doğru, memleketimizin edebiyat profiline uygun olan bir şey bu, nesi garip. Şiir okuyandan daha çok şair yok mu?

Gittim bir üst makama, babama. Baba, ey baba! Şiir yaz diyor öğretmen bana. Sen yazmışsındır zamanında. Bana da basitinden bir şeyler karalasana. Üç kere refuze edildim sonunda, hayata küstüm. Çaydan kesildim. Vapurlar kaçırdım, can simidi oldum sıkıntıdan.

Sustum. Bir kenara geçtim, loş bir ortamdı. “Cahile sözüm var” diye başlayan cümleler kurdum, sonunda elimde bir ilkel şiir buldum. Hatta bir yerinde, daha geçen haftaki Türkçe dersinden kaptığımız “erek” kelimesini de kullandım. Hz. Ali ve bir harf / 40 yıl kölelik eşitliği de geçiyordu bir yerinde, belli olsun kimliğim.

Bizimkiler şiir miir yazmadığımı düşündü. Ben ellerimle yazdığım yarışmacı şiirimi hocama teslim ettim. Sonra sonuçlar açıklandı. Bana hediye verdiler, ne verdiler bilmiyorum. Birinci olmuşum kafamın tası atıp da yazdığım şiirle. Hocam tebrik etti. Ben olmasam yanmıştın dedi. “Erek” kelimesinden dolayı eleniyordun dedi. Bu çocuk bu kelimeyi bu yaşta nerden bilir diye çiziyorlardı seni dedi. Ben dedi, ben bu kelimeyi işledim bir hafta önce. Bir çocuğu harcamayın öğrendiği kelimeyle. Jüri homurdandı, sen birinci oldun. Oğlum Mec, seni kasabanın şairi yaptım. Abi bırak dedim ya. Ben gidiyorum, sevmem şairi de, şiiri de.

Gözlerinin içi gülerdi, Yasemen hocanın. En güzel de Orhan Veli yakışırdı sesine. Orta okulu bırakıp onun rahlesine diz çöküp oturduğumda, aramızda fikirsel planda ayrılıklar olduğu pek âşikardı. Bana bir seferinde “dar görüşlüsün” demişti. Memnunum demiştim. Wide-angle bakamıyorum olaylara, doğruydu. Ama ne gerek vardı ki şimdi? Neden şekilleri bozayım “wide wide” bakayım derken? Neden toz olsun paçalarım? Neden ilikleyip gezeyim o iğrenç mavi renkteki ceketimi?

Hocam, şiir okuyun bize. Gözlerinizde nakaratlar görmek istiyoruz biz. Serbest vezinde dağıtılmış çikolata parçaları istiyoruz gençliğimizin üzerinde. Aruz vezniyle çatılmış kaşlar istiyoruz. Su Kasîdesi’nde boğulmak istiyoruz, Çanakkale Şehitlerine’de vurulmak istiyoruz. Emirgan’da dövülmek istiyoruz, ne olur hocam!

Bir şiir günü düzenledi Yasemen hocam, bana da yer verdi. Lisedeki son senemde, geride kalanlara bir şiir okuyarak gaçayım fena olmaz mı? Hocam, okursam, aşk şiiri okurum ben. Ve okursam bir Şark insanından okurum, kabul mü? Mona Roza mı okumak istiyorsun sen? Evet, evet, hocam, koyverip telli pullu saçlarımı rüzgara… Mona Roza’yı çağıracağım meydanlarda.

Provalarında, Kaldırımlar’ı okuyan “Kürşad” isimli bir gencin ardından bestelenmişini de çığırmak bana düşmez mi a hocam? Oldu. Onu da kattım repertuarıma. Mec, sahnede, şiirini okudu. Elini yumruk yapmıştı nedense. Solcu mu sanıyordu kendini? Sezai Karakoç görse fırçalamaz mıydı? Bir arkadaşını kestirmişti gözüne. En geyiği. Ona bakarak, gülerek, okuyordu. Duygudan eser yoktu. Mona Roza orada olsa bile kaçardı. Sezai Karakoç da arkasını dönerek Ankara’ya doğru yola çıkmıştı. Toprak, şiire yılan gibi girmişti.

Gele gele geldik, şarkının dakikasına. Mec, elleri yumruk söyledi gene. Grup Yorum afişi olacaktı az daha dik dursa. Kaldırımlar’da turlayan karanlık bir Necip Fazıl silueti belirdi hayallerde. Hayalleri; yolların tükendiği köşe başlarında bekleyen başka başka hayaller karşıladı. Kaldırımlardı bu. Duyulurdu ses kesilince sesi. Kimse ses etmedi o yüzden. Mec şarkıyı bitirdiğinde, bir kaldırım dolusu insan alkışlıyordu.

Yasemen hocama veda bile edemedim. Her Öğretmenler Günü, dar görüşlü gözlerime bakarak gülen gözlerini hatırlarım. Epeyce uzaklaşmışım, anlatamıyorum. Bilmezdim kelimelerin bu denli kifayetsiz olduğunu. Orhan Veli yakışırdı sesine… hepsinden çok.

Sonra adını bile hatırlamadığım bir hocam. Dersimize girmedi. Sadece nöbetçi olarak sınıfımız taşmasın diye misafir olurdu ara sıra. Bir gün çağırdı yanına. Al bunu oku: Peyami Safa, Yalnızız. Bunu bana takdim eden hocanın naifliğinden mi, romanın hakikaten güzelliğinden mi, pek güzel gitti yalnız bir Yalnızız.

Bu hocamızın eşi. O da dersimize girdi bir sene. Hep bana tekrar ederek “İnsan Mühendisliği”ni al oku derdi. Bu yetmezdi, bir de hiç tarzım olmayan Feyza H.. hanımdan “Türkçe Off”u salık verirdi. Of ulan of, ikisini de okumadım. Okumayacağım da.

Edebiyat hocalarım. Bana konu bulup kompozisyon yazdıran hocalarım. Şimdi konum siz oldunuz bakın. Enleminiz ve boylamınız ne olursa olsun, mekânıma konuk oldunuz…

Ve şimdi size ithaf olsun bu naçiz blog hatırası.
Dinmiyor gönlümün hicran… hicran… hicran yarası.

Yorum Yapın