Ağla karanfil ağla
Ağlat… inlet meydanı!
Bir çocuk olanda, 15 yaşlarında. İstanbul kapıları açıldı, ruhuna, ağarmaya yüz tutan saçlarına. Acıbadem köprüsünü bulmak için indi, dolmuşlara bindi. Yolunu kaybetmeden, yeni yollar buldu işte.
İşte gelmişti. 15 yaşlarında, saçları ağarmaya yüz tutmuş bir çocuk olanda.
Karşıya geçti. Beyazıt Meydanı’nda, bir takım ülkeleri protesto etti. Bir takım sloganlar attı. Bir takım elleri havaya kalktı. Bir takım işaretler yaptı. Gaza gelmişti. “Ya sev ya terket” mi diyordu? “Ya Allah Bismillah” mı? Aksaray’a yürüdü oradan. Sonra dağıldılar. O da dağıldı.
17 yaşlarında, saçları biraz daha ağarmış çocuk olanda. Bir karanfil konserinde. Sahnenin arkasında. Olup bitene bakıyordu.
Sakallı bir adamdı bu sahnedeki. Hasan Sağındık mı? Arkasında uzun saçlarıyla, elinde kocaman gitarıyla, çok sonraları Tuba Ünsal’ın elinden üzüm yerken göreceğimiz Mehmet Ali Gündoğar…
Kocaman bir salon. Karanfile “ağla” baskıları.
Ağla yürek boşalsın
Oysa başka bir adam bir yandan “ağlama karanfil” diyordu. Karanfilin paradoksu sarsıyordu çocuğu.
Şimdi çok gerilerden bir “Ağla Karanfil” nidası geliyor kulağına. Karanfiller dökülüyor başından aşağı. Saçları… kaldı mı ki?