Entel sözü hak gerek; dön kendine bak gerek
Şu İstanbul şehri ki bana çok “entel”ler göstermiştir. Karşıdan karşıya geçerken, kırmızı ışıkta beklerken, markette yoğurt reyonunda salyalar akıtırken, Harem’den Üsküdar’a yürürken, Ramazan’da çıkayım iftar edeyim, lay lay lom derken… bir şekilde bu İstanbul’un entel güruhuna temas edip geçmişsinizdir.
Nerede olursanız olun, bacak kadar boyu ile Niçe’den bahsedenler çıkacaktır. Benim tam yazılışını bile bilmediğim bu kelimenin veya şahıs adının kemikleşmiş entel lugatının baş tarafında bulunduğunu anlamanız çok sürmeyecektir.
Ey kaari…
Cemiyetimizdeki çarpıklıklara dikkat çekip tadımızı tuzumuzu bozmak değildir niyetim. Ama bu entelicansiya imitasyonunun (bu kelime de fena gitmiyor dillerine) her seferinde karşıma çıkıp, ben buradayım, varım ve kralım dağdağasının derdine düşmeleri, inan dayanılmaz bir katlanma hâline dönüşüyor benim için.
Efendim, İstanbul entelinin sağcısı da, solcusu da, muhafazakarı da, komunisti de aynı tornadan çıkmış gibi eş hastalıklar taşıyor ruhunda. Bu illetlerinden en büyüğü “kayıtsız şartsız farkedilmek”.
Çünkü bu marazın tutukluları, farkedilmediklerinde “yok”lar. Dönüp birisi onlara bakmadığında orada değiller. Bulundukları yeri, kafalarına doldurdukları yalan yanlış her şeyi ifşa etmeliler. Bu halleriyle network (ay, ağ demeliyim de mi?) üzerinde çalışan ve kendilerine her gelen paketi içeriğine bakmadan tüm düğümlere yayınlayan (broadcast) aptal cihazlara benziyorlar. Evet, bu kadar acı. Cihaza benziyorsunuz olm. Bildiğin cihaz.
Biliyorum kaarim, şu bloglarımız, bizim evimiz, oturma odamız gibi artık. Neye kızmış isek onu anlatıveriyoruz. Hatta bundan büyük hazlar duyuyoruz. Kim bilir bu da bir entel hastalığıdır tutulduğumuz. Ben de bak, kızmış kızmış, gelmiş buraya dökmüşüm. İşin tadı burada belki değil mi kaarim? Kızınca söylenecek bir yerinin olması.
Ha bir de insan, İsmail’in Yeri gibi bir yerinin olmasını istiyor. Bana sorsalar şimdi, blog mu istersin İsmail’in Yeri mi deyu… elbette orayı seçerim. Hem entellere daha az rastlarım orada. Yok yok olur mu efendim? Benim de entel yanlarım kıpraşır. “Niçe de burada yedi!” derim kapının üstüne.
Hakikaten. Şu saatte insanın ihtiyacı olabilecek tek şey, bir ölçü sevgi… ve bir de evet, tüm entellerin mide bulandırıcılığından kurtulmak için Cartlak Kebabı!
Eylül 14, 2006 9:08 pm
“Evet, bu kadar acı. Cihaza benziyorsunuz olm. Bildiğin cihaz” :)
güzel yazı mec. güzel tespitler.