Dar Sütunların Silik Sahipleri
Her gün yazı yazacaklar kervanından değiliz şükür ki. Her gördüğün hadiseye atlamak zorunda hissederdin kendini kaarim. Sanki sen şimdi atlamıyor musun diyeceksin bana. De de, senin demenden zarar gelmez.
Güzide basınımızın, böyle yazar ve çizerlerle dolu olduğunu tekrar etmeye gerek yok.
Tüm bu bulaşık birikintisinin arasında beni rahatsız eden bir şey var kaarim. O da bu adamların yazılarında bazı karakterlere güdümlenmeleri. Karakter, teknik anlamda karakter.
Misâl: satır başı karakteri. Bir parmakları enter tuşunu kolluyor bunların. Her cümlede, bir satırbaşı. Konu bitmeden bir satırbaşı. Oysa sevgili kaarim, bize ilkokuldan beri paragrafın nasıl başlayıp nasıl biteceği öğretilmiyor mu? ÖSS, LES gibi herkesin az çok bulaştığı sınavların sözel kısımları bizim paragraf bilgimizi ölçmeye yönelik sorularla donanmış değil mi? Ne demeye öğreniyoruz o kadar çok kuralı? Bu adamlar o rahlelerden geçmedi mi de şimdi paragraf hafızamızı ezmeye çalışıyorlar dört bir yandan?
Bir diğeri üç nokta. Üç nokta çok şey söyler biliyoruz da bu kadar da çok şey söyler mi? Bir yazıda kelimelerden çok noktalar konuşuyorsa anlamamız gereken nedir? Noktalama işaretlerinin farkındayım ve kullanıyorum gösterisinden başka bir şey gelmiyor benim aklıma. Ve ben cümlelerimi tamamlayamadım, kaarinin muhayyilesine bıraktım, onlar tamam etsin demektir bu. İşin kolayını ben yazdım, zorunu siz okuyun. Siz ne iyi okuyucusunuz siz. Beni siz var ettiniz. Çünkü ben yoktum. Yokluktum. Yüklüktüm. Ben bu memlekete, bu saman kağıda yüktüm.
Meşhur çift tırnak işaretleri. Kimi insanlar bu işareti el mimikleriyle de konuşmalarına serpiyorken görülüyor. Ne iyi maşallah demekten geri duramıyorum. Her neyse, bu işaret, basınımızın kalemlerine pelesenk olmuş, laçkalaşmış bir noktalama işaretidir. Yazar, gevşemiş yazı diliyle belli belirsiz her noktaya savurduğu bu tırnak işaretleriyle, güya söylediği şeyi kendi değil başkaları söylüyormuş havası oluşturur. O salakça ibare kendisine değil, meçhul bir tek hücreli canlıya aittir. Temize çıkmaktır bu işin adı. Madem güzel yazar, yazıyı sen yazmayacaksın, hep başkalarının ağzıyla konuşacaksın, neden gözümün önünde yer işgal ediyorsun. Neden o parlak gözlüklerin ve ağzına giren sakallarınla sırım sırım sırıtıyorsun.
Diyorsun şimdi kaarim, adam bunu alıntı maksadıyla değil o salakça ifadesini vurgulamak amacıyla da yapıyor olabilir. E sevgilim kaarim, o zaman bu adam neden tırnak işaretlerini bir de koyu karaktere çeviriyor. Koyu olunca vurgu yetmiyor mu da tırnak arasına alıyor?
Bence amaç belli. Yazarda da entellere has bahsettiğimiz marazın âlâmetleri var. Hem dikkat çekmek, hem de ifadeleri başkalarının dilinden gibi gösterip tepki çekecek konularda mesuliyetten kurtularak (yani kaçak güreşerek) ateş etmek…
İşte çözdüm sizi sayın köşe yazarları.
Kurulduğunuz köşeler, bu memleketin yaşadıklarına epey uzakta kalıyor. Bilgisayar başında belli tuşlara parmağınızı yapıştırarak yazdığınız sözüm ona “fıkra”larınız, ne düşünce hayatımıza, ne irfanımıza, ne ilmimize, ne dağarcımığıza bir şeyler katıyor. Sizin ilgi çekmek için yaptığınız palyaçoluklara şahit olmaktan, dilinize doladığınız tekerlemeleri okumaktan gayri elimizde bir şey kalmıyor.
Şimdi dağılın köşelerinize. Elma dersem çıkmayın, armut dersem de çıkmayın.
Eylül 25, 2006 10:31 am
süpersiniz mec :) hislerime tercüman olmuşsunuz.
Temmuz 24, 2008 9:51 pm
hisleri okuyan mecc :)