atlastan cepkenli yiğit mecmua


Noktalı Virgül; ABS

Yazı kategorisi: Cemiyet, Potansiyel Enerji yazan: mecmua Ekim 6, 2006

Emre Sevinç’in başlıkları gibi oldu kabul. İsterdim onun gibi on beş konuyu birden başlığa yazmak ve bir de nereden çıkarsa çıksın Jazz’dan bahsetmek.

Jazz müziği nedir bilmem kaarim. Caz olarak okurum, öyle devam ederim ben. Yüzeysel bir adamım ya. Yoğurdun ve olayların yüzeyini severim. Ama geçen bak Halil Efendi geldiğinde bize, bir telefon düdüğü ile sofradan ayrıldımdı. O arada sen Şofer’le birlik ol yoğurdun Misak-ı Milli hududları içerisindeki tüm yüzeyini ele geçir. Abi içimde kaldı, öyle böyle değil. Bir daha yapmayın böyle. Kıymayın şu fakirin iki karışlık kaymak zevkine. Sorsan bak, ikisi de hatırlamaz. Bilmezler ki orada gaspettikleri kaymak hissemin benden neler alıp götürdüğünü.

Bak böyle unutmadığım bir şey daha var kaarim. Hazır laf açılmışken araya sıkıştırayım.

Seneler seneler evvel, ben orta okul bebesiykene, yurda çağırmışlar bizi. Bir yaz günü, dışarıda püfür püfür rüzgar… Yurdun ortak oturulan bir mekanında, yurdun müdürü Balıkesirli Şenol Abi ile muhavere halindeyiz. Bu abimiz de memleketinden Höşmerim getirmiş o vakit. Çay kaşıkları ile servis edilir edilmez yumulduk cümleten. Bir kaşık ya aldım ya almadım; zırrrr telefon. Evin en küçük ferdinin kaybolduğunu, bulunamadığını bildiren ve acil durum anonsu yapan bir valide sesi. Gitmem gerekiyor ey dostlar. Ve ey şu küçük tabakta duran sevimli şey!

Gittim, evin en küçük ferdi, evin önündeydi. Beyhude yere turlayıp gelmiş oldum ve heyecanla odaya daldım. Herkes damağında kalmış kıyak lezzetin zevkü içerisinde bir kenara sinmiş, tefekkür ediyordu. Ortada o küçük höşmerim tatlısından eser kalmamıştı. Ben “Amaa…şey” dedim ve yutkundum ve eğdim başımı.

O gün bir daha höşmerim tatlısı yiyemeyeceğimi, bir daha böyle bir tatlı anın olmayacağını düşündüm ve bu düşüncemi sabitledim (ideefixe). Seneler bu sabit fikrin içime gark ettiği elemle ilerlerken… artık bu tatlının her yerde satıldığı ve sıradan bir alışverişin içine girebildiği gerçeğiyle yüzleştim.

Elim varıp da höşmerim alamıyorum ben. Çünkü aldığımda, tüm büyüsü dağılacak bu aziz hatıramın ve de benim Mec’liğimden bir şeyler yitecek. O gün o tatlıyı orada yemeliydim arkadaş. Höşmerim benim için o gün bitmiştir. Balıkesir camiası beni mazur görsün ama onlar yeni bir tatlı icad edene kadar yemiyorum kardeşim o tatlıyı. Sözünden dönenin kaşığı kırılsın.

Ya kaarim, mesele nereye geldi bak. Sana ABS’den bahsedecektim.

Yok yok daha öncesinde Jazz müziği vardı. Bu müzik türünü ben lisede, tıfıl bir talebe iken ve üniversite sınavı denen korkunç kuyunun içinde debelenirken, gazetenin bir köşesinde gördüğüm ufak bir albüm tanıtımıyla farketmiştim. Osman İşmen’in Jazz Eastern albümü çıktı diyordu. Albümde Lazz Jazz adında ilginç de bir eser varmış. Haberin sunum tarzı, beni öyle etkiledi ki, gittim sonra şehre, Osman İşmen’in Jaz Östırn albümünü istiyorum dedim ciddi ciddi. He he. Kimse dinlemiyor, bilmiyor ya. Alternatif adamım ya. Trip sezonu… Adamın şaşırmasını, albümü çokça arayıp “ya yarın uğrasanız” filan demesini bekliyorum. Albüm elime aksine kolay geçti.

Sonra ben oturup güya Jazz müziği dinlemeye başladım bu abinin elinden. Jazz müziği nâmına bildiğim her şey bu abiye aittir işte. O nedenle ben Jazz müziği kokusu ile hamsi kokusunu birbirine karıştırırım. Evet, öyle yozlaşmış bir Jazz öğretisi ile başladım bu işe. Şimdi de aynı noktadayım. Ha durun bi dakka. Bir de Honda Jazz var, onu öğrendim.

Sonracığıma kaarim, ABS mevzuu var işte.

Şimdi Şofer olsa bize ABS’nin teknik detaylarını anlatır malum. Ben de hiç bilmediğim için o tarafa girmeden yüzeyinden devam edip, teravih namazlarındaki rolüne geleceğim bu teknolojinin.

Efendim, görsek de görmesek de her insanda fiziksel frenleme sistemi vardır. Bunun duygusalı da vardır da şimdi fizikseli daha ön planda bizim için.

Ve de Ramazan’ın mübarek havası da sahur, iftar ve teravihlerle teşekkül eder. Teravih namazını bunlardan ayıramazsınız. Sosyal bir ibadet ayı olan Ramazan’da, insanlar kardeş kardeş iftarlarını yaptıktan sonra daha da kardeşleşip camide buluşurlar büyük kalabalıklar hâlinde. Ve birbirlerine yaslanarak mütemadiyen namaz kılarlar 1-1,5 saat boyunca. Salavat getirirler topluca. Ne güzeldir o toplu salavatları dinlemek, gözleri kapatıp.

Sadede geleyim efendim. Teravihlerin ivmesi artan bir hızda kılınması ve insanların kendini namazın ritmine kaptırmaları bir takım kaza risklerini de beraberinde getirir. Sebeplerden birisi, imamın tekbirlerine uymakta zorluk çekerek eş zamanlı hareket edememektir. Böyle olunca hem yandaki insanların konsantrasyonu dağılır hem de arkadaki insanların size kafa göz girmesine zemin oluşur.

Geçen günkü teravihimizde, önümdeki zatın geç kalmaları yüzünden böyle bir kazaya ramak kalmıştı sevgili kaarim. Nasıl heyecanlandım sorma. Şayet ABS fren sistemim çalışmasaydı, büyük bir kaza oluşacak ve cemaatin o meridyen üzerindeki tüm fertleri domino taşı gibi öne doğru sırayla devrilecekti.

Allah’tan efendim, frenim çalıştı, kendimi durdurdum da rükuya eğilme normal bir şekilde gerçekleşti. Daha sonrasında mecburen önümdeki insanın eğilip eğilmediğini kollamaya başladım. Aslında namazda böyle dikkat dağıtıcı şeylerin olması da sinir bozudur kaarim. Mesela yanınızdaki abinin gürültülü gürültülü dua okumasıdır. İçinden okunmalı ve de dudaklar kıpırdamalı. Ama yanındakine de duyurmamalısın net bir şekilde. Bunu nasıl anlatacaksın kaarim insanlara. Of of.

Bir de çocuklar kaarim. Teravih namazlarının vazgeçilmez eğlence arayışları… Yüksek sesle “âmin” demeler. Amcaların geriye dönüp hebele hübele bağırmaları. İmamın arada bir, oğlum diye ikazları. Ama hiçbiri yıldıramaz ki onları. Onlar çocuktur, bağıracaktır, şakalaşacaktır, hatta zıvanadan çıkacaktır. Sonra öyle bir zılgıt yerler… bir daha camiye uğramaz olur bu çocuklar. Sonra büyük adam olup Türkçe Ezan bıdı bıdı derler. Camilere ayakkabı ile girilsin derler… Derler oğlu derler. O yaramaz çocuklardan birisi de bendim itiraf ediyorum. Samimiyim Ertuğrul Özkök abi. Valla samimiyim. İpek adındaki arkadaşın yanaklarını sıkardım her secdede. Yüksek sesle âmin de derdim. Eğlenirdik işte. Büyüklerimizle buluştuğumuz, saf olduğumuz bir yerdi camiler.

Ve kimi zaman tüm cemaatten sıyrılıp minberin içine girerdim sessizce. Ta ki bir yaşlı amca beni oradan farkedip çıkarana kadar. Ne olurdu beyamca, ben namazımı orada kılsaydım? O karanlık mahzende, sen teravihlerin ne kadar zevkli geçtiğini biliyor muydun benim için? Ki üstelik sesim de çıkmıyordu. Kimseyi de rahatsız etmiyordum. Orası benim küçük tapınağımdı. Benim karanlık cennetimdi. Ama sen beni aydınlığa çıkardığında bilmiyordun içimde camiye gelme iştiyakını baltaladığını. İşte ey kaarim… Eğitim, eğitim, eğitim. Ya ya, Cem Yılmaz’ın reklamı herkesin diline pelesenk etti bu ifadeyi ama, doğru söyledi adam. Bu ülkede benim de, o yaşlı amcanın da, teravihe gelen çocukların da, askerlerin de, politikacıların da, üniversite gençliğinin de, bürokratların da, işçilerin de, ev hanımlarının da… hepsinin sağlam bir eğitime ihtiyacı var.

Bizzat eğitim veren kurumlarda hocalar tekme tokat dövülürken, böyle bir ihtiyacı dillendirmek pek de kolay değil… Ne yazık ki “eğitim”in de eğitime ihtiyacı var bu ülkede. Biz bakanın çorabında yazanları daha çok merak ediyoruz. Eğitimi dogmatik düşüncelerin beyinlere intikali olarak anlıyoruz. Oy benim güzel memleketim. Resmi eğitim politikası can çekişen güzel memleketim.

Bu eğitim kurumları senelerce “noktalı virgül” anlatıyor memleketin evlatlarına. Ama o evlatlar, sınavlar geçmiş, üniversiteler okumuş olup hâlâ noktalı virgülü doğru noktaya saplayamıyorlar.

İlginç bir tadı var bu işaretin aslında. Ben noktalama işaretlerini kullanabiliyorum vurgusu ihtiva ediyor içinde. Çok gizli. Her yerde değil tabi ama ben bazen bunu hissedebiliyorum. Lâkin bu hissettiğim durumlarda, müellif zaten işareti yersiz kullanmış oluyor.

Mesela şu adreste kendini “electro” rumuzuyla ifade etmiş kardeşimiz, noktalı virgül kullanmış. Ama bu sevgili kardeşimiz, aslında kullanması gereken işaretin “iki nokta üst üste” olduğunu bilmiyor gördüğümüz kadarıyla. İşte üzülmek için bir misal daha.

Noktalı Virgül’ü kullanabilen ve kullanınca da doğru yerde kullanabilen bireyler için umutlu olabilir miyiz kaarim? Kendimi de bu çemberin içine katıyorum, bakma öyle! Ben de her geçen gün daha doğru yazmak için ne bulursam öğrenmeye çalışıyorum.

Türkçe bizim ortak dilimiz, değerimiz, sevdamız. O olmazsa ben olmam, kaarim sen olmazsın. Ve efkârım, onlar da olmaz.

Var olmak ise biraz gayret ister.

Bir Yanıt 'Noktalı Virgül; ABS'

Yorumlara abone ol: RSS veya Geri İzleme 'Noktalı Virgül; ABS'.

  1. zeyl demiş,

    yoksunuz,hayr olsun aylardır…


Yorum Yapın