Durak
Duraklar aÄŸlar gelip geçenleri gördükçe. FerahpaÅŸa mahallesine gitmek için beklersin bir durakta. Ama sadece beklersin. Kimsenin deÄŸildir. Belediyenin bile olsa onun bile deÄŸildir. Tinerciler bile sahiplenmezken… aşıklara bile dar gelirken… duraklar, kimsenin durmadığı karanlık koridorlardır.
Duraklar, su satan çocukların da deÄŸildir. Nedendir bilinmez o ölümcül ÅŸekerlemeleri satanların da. Üstünde asılı hareket saatlerinin bir gün kaldırılıp atılacağını bilir. Üzerindeki haritalara basılan reklamlar da sahtedir. Böğründeki afiÅŸler de dinlemez, bilmez… neler geçer durakların içinden.
Hep başka bir yerlere gitmek için, sabırsızca sığındığımız duraklara ithaf olsun bu WordPress mesaisi.
Durak, ÅŸimdi benim durduÄŸum yer en fazla.
Hiç gitmeyeceğim bir yerin vasıtasını bekliyorum. Şu ışıkları solmuş tutuk şehir, sana emanet canım kaarim.
Bakma bana öyle!
“Ansızın yola çıkmak”
Gam çekme haline divane gönül
Sana da bulunur elde neler var
Ayva mı turunç mu nar mı istersin?
Sun elini beri, dalda neler var
Dalda yeni bitmiş bir meyve olmak istiyorum ben kaarim. Uzunca bir zamandır ham bekledim. Siyanüre doydum. Ekşi ekşi dilleri kamaştırdım.
Sence artık tatlanmamın, bal arılarına dans teklif etmemin vakti gelmedi mi?
Sakının ağalar beyler küçükten
Yanağı gamzeli eğri bucaktan
Arılar bal alır binbir çiçekten
Nezaket arıda, balda neler var
Bir sözü söylemeden önce, o sözü söylemişliği ve etkisini görmüşlüğü simule etmenin vakti gelmedi mi?
Yiğit olan yiğit dağdır kaledir
Sevmeyin çirkini başa beladır
Bülbülün feryadı gonca güledir
Takının güzeller, dalda neler var
Acıyı türkülerden alıp salatalara damlatmamın, soÄŸuk baÅŸ aÄŸrılarından sıcak baÅŸ dönmelerine uzanmamın, cennete çıkan kestirme yolu bulmamın, sonra yola çıkıyorum deyip dua almamın…
Karacoğlan der ki yaralı sinem
Elimden aldırdım gül yüzlü sunam
Kimi cennet ister kimi cehennem
Cennetten beride, yolda neler var
Evet, yani yola çıkmamın vakti gelmedi mi?
Åžerefler
Sevgili kaarim, iÅŸ yerinde “Åžerafet Bey” diye birisi var. Bu abimizin ismi normalde Åžerafettin veya Åžeref olmalıydı sanki. Ben hep bu sanrıyla açıyorum telefonu, buyrun “Åžerafetttt…. Bey” deyip kalıyorum. O arada bir “es” oluÅŸuyor. Åžimdi söyle bakalım bu sorunsalı nasıl halledeceÄŸiz?
Bak bir de geçen Sanino macun aldım ya. Afyon kaymağından farkı yok. Tavsiye ederim. Kahvaltıda sür ye.
O’nu sevmek basit bir iÅŸ deÄŸildir

Peygamber sevgisi bir mü’mini Cennete götürecek büyük bir sermayedir. Şu olay bunu göstermektedir:
Bir adam Resûl-i Ekrem’e gelerek, kıyametin ne zaman kopacağını öğrenmek istedi. Efendimiz ona cevap vermek yerine kıyamet için ne hazırladığını sordu. Adam, pek bir hazırlığı bulunmadığını, yalnızca Allah’ı ve Resûlünü sevdiğini söyledi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm ona:
“Öyleyse sen sevdiklerinle beraber olacaksın� buyurdu. Ashâb-ı Kirâm bu müjdeye derecesiz sevindi.
…
“Peygamber Sevgisi, O’nun ÅŸefaatine nail olmayı saÄŸlar. Büyük günah da iÅŸleseler ümmetinin her ferdine ÅŸefaat ederek ahirette onların kurtuluÅŸuna vesile olacağını Efendimiz (sas), “Her peygamberin dua ettiÄŸinde kabul olunacak bir duası vardır. Åžayet o dua ile dua ederse duası kabul edilir ve istediÄŸi kendisine verilir. Ben duamı ahiret gününde ümmetime ÅŸefaat etmek için sakladım.â€? hadisiyle ifade buyurmuÅŸlardır. Hayatı boyunca büyük sıkıntılar çeken Efendimiz’in bu dua hakkını bu sıkıntıları esnasında kullanmayarak, ümmetinin ahiretteki halini düşünüp bu hakkı ahirete bırakmış olması, O’nun ümmetine olan muhabbetini göstermesi açısından ne kadar manidardır. İşte peygamber aÅŸkının inananlara kazandıracağı en önemli uhrevî mükafat, O’nun bu ÅŸefaatine nâil olma saâdetidir.”
…
“Peygamberi sevmek, onun yolunu ve sünnetini izlemekle ve onun gibi yaÅŸamaya gayret etmekle mümkün olur. “
…
Peygamber Efendimiz (asm) herkese karşı nazikane muamele eder ve hiçbir kimseden menfaat talep etmezdi. Bu ulvi hasletleriyledir ki, herkes ona muhabbet ve itaat ederdi. Medine’ye hicret ederek az zamanda bu kadar fütuhata mazhar olduğu halde dünyaya asla itibar etmedi. Mübarek endamı gayet güzel ve bütün azaları birbirine mütenasip, cismi nazif, kokusu latif, son derece mülayim, halim, mütevazı, vakarlı ve heybetli idi. Bütün hareketleri itidal üzere idi. Güler yüzlü ve tatlı sözlü idi. O’nunla (asm) beraber olan insanlar, O’nun (asm) feyzinden dolayı O’na (asm) can ve gönülden aşık ve muhip idiler. Hazret-i Peygamber (asm) çok cömert, kerim, şefik ve rahim idi. Ahit ve va’dinde sabit, sözünde sadık idi. Elhasıl her türlü medh-ü senaya layık idi. İşte O Zat (asm), asırlardan beri gönüllerde kök salan batıl itikatları ortadan kaldırıp, bütün emir ve yasakları akla muvafık ve hikmete uygun olan Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla insanları saadet-i dareyne kavuşturmuş ve kıyamete kadar değiştirilmeyecek bir din tesis etmiştir.
Kârdan Zarar
Artan Rekabet… geyiÄŸi arasında Stratejik Pazarlama notlarına bakıyorum.
Evet, devir değişti. Bunu kendimiz de ister istemez gözlemliyoruz, hayretler içinde kalıyoruz. Bak görüyo musun len diyoruz.
Tüm bu maymunlukları kime sorsanız tek kelimeyle özetliyor: rekabet.
Rekabetin şeklinin değiştini söylüyor koca adamlar. Pazarların doyduğunu söylüyorlar. Küreselleşmenin, mikro ölçekli pazarların, sektörler arası ilişkilerin değişen yüzleri hep bizi bu noktaya getirdi diyorlar. Koca koca adamlar kuram geliştiriyorlar, vaziyeti okuyup çıkış yolları bulmaya çalışıyorlar.
Kurtarmak istedikleri şey ise işletmeler. Yani iktisadi hayatın, gücün, iktidarın yapı taşları olan işletmeler. İşletmelerin yaşaması için kan gerekli yani kâr gerekli. Ama yetmiyor. Kazandıkları yetmiyor. Çünkü hiç bir kâr yeterli değildir. Çünkü hedef, kârı maksimize etmektir.
Bir işletme içinde yaprak kımıldasa bu genel amaca hizmet etmelidir. Yani kârı maksimize etmeye. Eğer o yaprak bu amaca hizmet etmiyorsa kımıldamamalıdır. Kurumalıdır, yok olmalıdır.
Bilim dediğimiz noktalar topluluğu da işletmelerin bu sancısını yürekten duyumsayarak kolları sıvıyor. Ay bu işletmeler ne yapabilirler de şu paracıklarını artırabilirler bir bakalım diyor. Gözlükleriyle, Einstein modeli saçlarıyla, bilimsel titizliklerini ifşa eden tane tane sözcükleriyle burjuvanın imdadına yetişiyorlar.
Ürün yaÅŸam süreleri kısalıyormuÅŸ… Olm yine sizin kabahatiniz bu. “Moda” diye bir kavramı tüketiciler çıkartmadı. Siz çıkarttınız. Üç ayda bir yeni telefonu siz sürdünüz piyasaya. Her sene aynı arabaya ufak makyajlar atarak eskisinin forsunu siz söndürdünüz. Åžimdi niye dert edinirsiniz bunu? Ay kısalıyormuÅŸ da ürün yaÅŸam süreleri, rekabet edebilmek için AR-GE’ye önem vermek lazımmış yok trendi takip etmek gerekirmiÅŸ.
İşte kaarim, modern anlamıyla “pazarlama”, olmayan talepleri doÄŸurmaya yarıyor.
Yüzünüze karşı sahte tebessümler savuran “müşteri memnuniyeti” neferleri arkasında bu kalın çizgili teorileri, sinsi formülleri saklıyor. Ne acı. Oysa biz birinin yüzüne Allah rızası için tebessüm ederdik deÄŸil mi?
Bir iÅŸletme düşünüyorum… Kapısında bir levha ve şöyle yazıyor:
“Burada yüzünüze kârı deÄŸil Allah rızasını maksimize etmek için gülünür.”
Söyleyin koca adamlar, bu levha Pazarlama biliminin neresine düşer? Üstüne mi?
Gelemem, ay karanlık
Adın ne?
Mec aka Mecmua.
YaÅŸ?
2x.
DoÄŸum yerin?
Simeranya.
Adresin?
Yaw ne oluyo MSN Passport mu alacaksınız bana, var benim ondan.
Telefonun?
05.. geçen aldım daha 250 kontör var içinde.
MesleÄŸin?
Türkücüyüm. Henüz klibim yok o nedenle adamdan saymıyorlar. Ayrıca 4 aydır da sahil kenarında bir blog iÅŸletiyorum. Türk Blog Camiası’na selam ederim.
Dur bakalım.
Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor.
Bir yere gitmiyorsun. Bir ÅŸey yemiyorsun. Unut yeni çıkan Golf dondurma partiküllerini. Unut içinde taşıdığın kıpır kıpır halecanı. Debug’ta kaldığın sarı satırı, ÖSYM’ye teslim edeceÄŸin pembe formu, hafta sonu KuÅŸ’larda yiyeceÄŸin peri gibi maklubeyi unut bakalım.
Bir sancıyla uzandın bu yatağa. Boydan boya acizsin işte. Çığlık bile atamıyorsun bak. Bak taramadığın saçlarını taramak istesen bile bunu yapamıyorsun. Hiç bu taraklarda bezin kalmamış. Spor yazarlarına dönmüşsün. İyi oynadı bizim çocuklar, hı hı.
“Kolay mı?” diyor Ömer Faruk Tekbilek.
DeÄŸil abi. Hasiretlik kadar kolay deÄŸil.
Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemez, ömür sermayesini boş yere sarf ettirir
Simge durumuna küçülmüş pencereden yayılan ışık göz kapaklarımı öyle bir dövüyor ki. Yapma güneş, yapma lo! Açtığım göz kapaklarım, başımda pusu kurmuş deli bir ağrıya çarpıyor; sallanıyorum. İşte böyle olmalı darbe dediğin, devrim dediğin. Evet devrim önce içeride başlarmış, önce bireysel devrimmiş. Bu işte olm o dediğiniz.
Bir sukunet var etrafta. Yukarıdaki komÅŸu Azer Bülbül çalmıyor bugün mesela. IMKB anlık verileri geçmiyor gözlüğümün alt kısmından. EÅŸya sessiz sedasız benim bir ÅŸeyler yapmamı bekliyor. Allah’ım bu ne çıldırtan sessizlik, bu ne çıldırtan denge… Filmlerden öğrendik sessizliÄŸin fena ÅŸeylere alamet olduÄŸunu.
Yapraklar dökülüyor bir yanımdan. Ağrım bir noktada toplanmış, hepsi hepsi bir nokta imiş işte. Her ufak hareketim bu noktada bir radyan dalgasına dönüşüyor ve beynimde yankı buluyor. Sessizlikten maraz doğuyor; filmlerden öğrendik.
Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı Rahîm inşaallah sana şifa verir
Åžofer, gel gidelim dostum, meded deyelim.
En son ne zaman ameliyat geçirdin?
95′te.
Nerden?
Burdan.
Burun mu orası?
Yok Kulak-Burun-Boğaz, yarışma sorusu gibi de mi eheheh. Bilecik misali.
Uyuttular mı seni?
Evet, komple uyudum; sonra uyandım hep ayan gördüm; habibin nurunu yanarken gördüm.
Herhangi bir şeye alerjin var mı?
Var: pazarlama bloglarına, şampuan reklamlarına.
En son ne zaman yedin?
Ya yedim de, yememiş gibi oldum. Bir kaç gündür aç say sen beni.
Şunları giy, son duanı et, şuralara imza at. Yolun açık olsun.
Allah razı olsun.
Åžofer, bak geldiler. Siyah deÄŸil yeÅŸil giymiÅŸler bugün. Gidiyoruz, hadi. Leylâ oldum ben. Aldım ilacı, uçuyorum iÅŸte bulutların üzerinde. Dumanlı dumanlı oy bizim eller diyorum… Bir kesimhaneye dönüyor üzerinde yattığım uçan halı. Bir kesim masasına konuyorum uçarak. Gözlerimle irtibatım yok artık, kendi kendilerine takılıyorlar. Kollarımı açıyorlar iki yana. İki yana iki payanda koyuyorlar.
Durun kabalalıklar durun, bu cadde çıkmaz sokak… demek istiyorum ben. Kollarımı makas gibi açıyorum. Açıyorum ve…
Åžofer, kararıyor görüntü. Sony Bravia’da görüntü kararmazmış, doÄŸru mu Åžofer? Neden o aptal adam Bravia’yı Regal gibi bir ÅŸey sanıyor. Huf boÅŸver.
Yayın gelmeye baÅŸladı iÅŸte. Habibin nuru yanıyor. Üç yeÅŸilli başımda. Görüntüde parazit var az. Ay bunlar ne konuÅŸuyorlar böyle. Kafam ÅŸiÅŸti diyorum size hanımlar. Uçuk da olsam bir kulağım var ve seslerinizi kabul ediyor ister istemez. Bir beynim var ve bu sesleri yorumlamaya çalışıyor… yoruluyor yaw iÅŸte. Evet, yataktayım, arada bir Åžofer’in silueti yansıyor göz bebeklerime. Bir ara tabak çanak sesleri geliyor saÄŸ yanımdan. Åžofer olm akÅŸam yemeÄŸini yedin mi? Güzel ÅŸeyler vardır bak. Ayran vardır, pide vardır. Reklamlardaki sucuklardan vardır. Bana da bir lahmacunlu serum söyle bari.
Hemşire eline Antep işi bir serum almış geliyor. Of acılı. Ne de güzel dolaşır kanımda o serum şimdi. Kokusu geliyor. Bir de ayran verseler şu yanımdan, Eker ayran. Şofer en son dondurma yedim, bir kaç gündür açım biliyorsun. Sucuk reklamı açma bana!
Hastanın Åžofer’i var, ziyaretçileri var, arkadaÅŸları var, arayanları var. Allah razı olsun cümlesinden. Valide geliyor deÄŸil mi sabaha? Geliyor geliyor.
**
Anne, beni kestiler. Birden oldu, bir ÅŸey diyemedim. AÄŸrı kesici de verseler kafamı da kesseler ses çıkarmazdım. Çözülmüştüm anne. Vücudumdaki ısı arttıkça daha kararlı bir çözelti haline gelmiÅŸtim. Bir anda elimden uçtu ne varsa. Sefa ve cehalet içindeki hayatımı aldı Rabbim elimden. Bana nerede olduÄŸumu, nereye gittiÄŸimi hatırlatan O’na hamd olsun.
Hastanın ilaç saati.
Hani hastanın “devâ” saati!
Hastalıklar günahların keffareti olduÄŸu sahih hadisle sabittir. Hem hadiste vardır ki, “ErmiÅŸ aÄŸacı silkmekle nasıl ki meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker.” Günahlar, ebedi hayatta daimî hastalıklardır; bu dünya hayatında dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır. Sen eÄŸer sabredip ÅŸikayetçi olmazsan, ÅŸu gelip geçici bir hastalıkla, sürekli pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun.
Teyzemlerdeyiz. Kuzenlerim var, bıraktığım yerde kalmamışlar, ısrar edip büyümüşler. En küçük örgütte elebaşı olmuÅŸ, tüm aksiyon eylemlerinde önde görüyoruz kendisini. Benim kapağını zor açacağım dolabı milisaniyeler düzeyinde açıp kapatması onu yıldızlaÅŸtırıyor. Ama ÅŸu dinmek bilmeyen bağırtıları yok mu… aşındı hücre çeperlerim. Selülozun metanet hududunu zorluyorum.
Bir terslik var bu iÅŸte. Düşmüyor ateÅŸim, dinmiyor baÅŸ aÄŸrım. Elime bir kitap alıp okuyacak dermanım yok. Televizyondaki aptal programlara bakacak halim hiç yok. Metin KarabaÅŸoÄŸlu’nu gördüm bir kanalda, dinlemedim mesela. İnkârın deÄŸiÅŸen yüzünden bahsediyorlardı üç kiÅŸi. Sami Yusuf’un yeni klibini gördüm, bir kaç deÄŸiÅŸik memlekette çekilmiÅŸ. Helâl dedim bu adama da, yapımcılarına da. Evrensel mesajları nasıl vermeleri gerektiÄŸini çok iyi biliyorlar. Bir yanda intihar eylemcileri, Senai Bey’in Ali Ural’dan aldığını söylediÄŸi deyimiyle karikatür müslümanlar; diÄŸer yanda kutsal deÄŸerleri evrensel bir dil/yöntem ile “pazarlamak”. Sonra deri ceketiyle Hakan Aykut’u görüyorum, bıyığını kesmiÅŸ Taner YüncüoÄŸlu ve Ömer KaraoÄŸlu görüyorum. İçi geçmiÅŸ, dışına senfoni geçirilmiÅŸ melodiler duyuyorum. Hasbunallahhh… Bal kabağı tatlısı çekiyor canım.
Yok anne sen en iyisi mercimek köftesi yap. Hani Meliha Teyze yapardı, sırf bana özel. Böyle okul dönüşü günün sürprizi olurdu. Ben çayla götürürdüm, acımadan hepsini. Ondan olsun iÅŸte. Böyle aÄŸzına götürmeden evvel kokusu gelsin mercimek mercimek, boÄŸazımda kalsın, yutkunmamı zorlaÅŸtırsın… Yenilenen formülüyle saçlarınızı.. ay reklam girdi anne araya. Sen yap iÅŸte ÅŸu mercimek olayını.
Olmadı bu iÅŸ. Yine sendeyiz hastane. Getirin serumları, özlemiÅŸtim zaten. Doktor Bey, ey tababet âlimi, yaralıyım bakın, Kabe’nin örtüsü kare, bulunmaz mı derdime çare? Perfore olduÄŸu için… Ne perfore olduÄŸu için. Ferforje varmış bir, ondan deÄŸil bu. Ne bu? Niye?
Yani, “HerÅŸey zıddıyla bilinir.” Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. SoÄŸuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa yemek lezzet vermez. Mide harareti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa âfiyet zevksizdir. Maraz olmazsa sıhhat lezzetsizdir.
Yürü dedi tabib.
Yürüyorum dikenlerin üstünde… yaralıyım.
Israr etme, gelemem. Ay karanlık.
Google’dan bir hizmet daha
Sevgili kaarim, içim el vermedi bak böyle dünyadan bihaber duruÅŸuna. Sevgilimiz, aÅŸkımız, bulgur aşımız Google’ımız bizim için her geçen gün bir yenilik çıkartıyor. Başımız dönüyor haklısın ama ne yapalım:
Ne efsunkar imişsin ah, ey didarı Google,
Esiri aÅŸkın olduk gerçi kurtulduk esaretten…
14 Şubat aşkına, bakma bana öyle!
Sana yenilik diyorum, Google diyorum. İçinde hiç mi kondansatörler dolmaz? Hiç mi system tray’indeki ikonlar kıpraÅŸmaz?
Sen insanların daha yeni yeni e-mail adresleri oluyorken çıkan “You have got a mail” filmine de gitmedin deÄŸil mi itiraf et. Tom Hanks için bile olsa gitseydin be…
Hiç mi heyecanlandırmıyor seni ÅŸimdi bu arama çubuÄŸunun üçüncü versiyonunun çıkması? Ya da ne bileyim GTalk’ın, GMail içlerinden düt düt demesi…
Kaarim anlaşıldı. Sen internetten zevk almıyorsun.
Ama “Dantel” diye arattırdığında çıkan arama sonuçlarının arasından sana “Mec: slm nbr pls ltf tÅŸk 10x?” dediÄŸimde sakın ola ÅŸaşırmayasın.
Çünkü artık GTalk her yerde çalışacak. Arama kutusuna yazdığın her kelime bir kullanıcı olacak, listene eklenecek. Her arama sonucundan tıklayarak geçtiğin her sitede karşına yeni insanlar çıkacak o siteyi gezen. Milyonlarca arkadaşın olacak düşünsene!
Dostum artık kurtuluşun yok. Bu örütbağ, merserize bir çorap ördü başına.
Dua et de bir milyonluk çoraplardan olsun. İki günde delinir belki; hürriyet aşkının esiri olmaktan kurtulursun o vakit.
Âsım’ın nesli gerilerde kaldı diyorsun.
Google nesliyim ben diyorsun.
Peki kendini şanslı hissediyor musun?
Bir gece
kanatlandım,
yükseldim semalarda,
anladım,
ve gördüm ki,
her ÅŸeyde tek bir imza…
göz kırpan yıldızlar anlatırlar
her gece
fısıldarlar durmaksızın
sadece iki hece
Cağ Kebabı ve Doçentlik
http://izlenimler.blogspot.com/2005/12/ca-kebap-yiyen-bir-insanm.html
Çok güldüm, haha. SaÄŸolsun İzlenimler…
